‘Hızlı ol
Söz dinle
Uyum sağla.’
‘Problem çıkarma.’
‘Beni yorma.’”
‘Terbiye’ li ‘saygı’lı ‘iyi yetiştirilmiş evlatlar…
Bu bir sözleşme mi eğer öyleyse sözleşme dediğin şey iki taraflı olur.
Çocuk uyum sağlarken biz neyi taahhüt ediyoruz?
“Gerçekten güveni mi?
Gerçekten dinlemeyi mi?
Gerçekten adil bir alanı mı?”
Çünkü bazen çok acı bir şey oluyor:
Çocuk ‘uyum’ diye bize kendinden bir parça veriyor.
Sesini kısıyor.
İtirazını yutuyor.
‘Sorun olmayayım’ diye kendini küçültüyor.
Ve bizim dünyamızda bunun karşılığı ‘olgunlaşmak’ olarak geçiyor.
Hayır.
Bu olgunluk değil.
Bu, gücün yanlış yerden kurulması.
Çocuk hakları benim için tam burada politikleşiyor.
Çünkü bu mesele ‘iyi niyet’ meselesi değil.
Bu, yetişkinlerin rahatını merkeze koyan bir düzen meselesi.
Bir çocuğun hakkı, yetişkine ‘zahmet’ olarak görünüyorsa orada zaten sözleşme bozulmuş demektir.
İtaat istemek kolay.
Uyum beklemek kolay.
Zor olan şu:
Çocuğun sesine yer açmak…
o ses bizi rahatsız ettiğinde bile.
Çünkü çocukların sesi bazen düzeni bozar.
Ve bazı düzenler bozulmayı hak eder.

No responses yet