Latest Comments

Görüntülenecek bir yorum yok.

Bugün okul dediğimiz şey neden böyle görünüyor hiç düşündünüz mü? 

Neden herkes aynı anda hareket ediyor?

Neden çocuklar yaşlarına göre ayrılıyor?

Neden bir yetişkin konuşurken otuz çocuk sessizce dinlemek zorunda?

Zil mesela? Neden “zaman doldu” denildiğinde düşünmenin bile bitmesi bekleniyor? 

Düşünsenize…

Bir çocuğun düşüncesinin ortasında metal bir ses yükseliyor.

Ve sistem diyor ki:

Şimdi matematik bitti. Düşünmeyi bırak. Tarihe geç.”

Bir çocuğun zihni gerçekten böyle mi çalışıyor?

Bugün okulda bize çok doğal gelen birçok şey, aslında pedagojik değil; endüstriyel

Ve bu çocuklarla ilgili değil.

Sanayi devrimiyle ilgili.

1800’lerin sonu.

Fabrikalar büyüyor. Kentler kalabalıklaşıyor. Üretim hızlanıyor.

Ve ilk kez, milyonlarca insanın aynı ritimde çalışması gerekiyor.

Sistemin ihtiyacı şu:

Uzun süre aynı yerde durabilen insanlar.

Komut bekleyen insanlar.

Zamana uyum sağlayan insanlar.

Kendi ritmini değil, sistemin ritmini takip eden insanlar.

Modern okul modeli tam bu dönemde şekilleniyor.

Ve okul yavaş yavaş şu mantıkla kuruluyor:

Standartlaştırma.

Aynı yaş.

Aynı sıra düzeni.

Aynı müfredat.

Aynı hız.

Aynı ölçme sistemi.

Çünkü fabrika mantığında farklılık verimsizliktir.

Ama çocuk gelişimi böyle çalışmaz.

Bir çocuk düşünürken ayağa kalkabilir.

Bir diğeri sessizleşebilir.

Biri aynı soruya günlerce takılabilir.

Biri anlatılanı reddedebilir.

Sanayi sistemi için bunlar “aksama”dır.

Ama insan gelişimi için çoğu zaman tam tersine, hayat belirtisidir.

Bugün  “iyi öğrenci” tanımına bakın.

Sessiz.

Sakin.

Bekleyen.

Söz kesmeyen. Kurallara uyan.

Bunlar gerçekten öğrenmeyle mi ilgili?

Yoksa yönetilebilirlikle mi?

Çünkü sanayi çağının görünmeyen ideali şuydu:

Düşünen bireyden çok, uyumlu birey.

Ve belki bu yüzden bugün hâlâ, çok hareket eden çocuklar, çok soru soran çocuklar, çok itiraz eden çocuklar sistemi yoruyor.

Çünkü onlar ritmi bozuyor.

Ama bazen ritmi bozan çocuk, sistemin unuttuğu şeyi hatırlatır:

İnsan makine değildir.

Bir çocuğun dikkati dağılır.

Canı sıkılır.

Hayal kurar.

Aynı tempoda ilerlemez.

Bazen sadece pencereden bakmak ister. Yüzlerce yıl önce fabrikalar için kurulmuş bir düzenin, hâlâ çocukların zihnine uygulanıyor olmasında bir tuhaflık yok mu? Bu fabrika mantığıyla kurulan sistem, bir çocuğun merakına gerçekten ne yapar?

TAGS

CATEGORIES

Uncategorized

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir