Çocuğun başkasını üzmemek için sustuğu an, içeride neler oluyor?
Empati öğretirken, sınırları nereye koyuyoruz?
Şu tanıdık sahneyi getirin gözünüzün önüne.
Bir çocuk, bir oyuncağı vermek istemiyor.
Ama yine de veriyor.
Ve biz diyoruz ki:
“Ne kadar merhametli.”
Peki ya içinden geçen?
Onu soruyor muyuz?
Empati,
başkasını anlamaktır.
Ama kendinden vazgeçmek değildir.
Çocuklarla çalışırken şunu gözlemliyorum:
Bazı çocuklar kimseyi üzmemek için çok erken büyüyor.
İsteklerini yutmayı,
rahatsızlığını bastırmayı,
“olsun” demeyi öğreniyor.
Ve biz buna
“uyum” diyoruz.
“Terbiye” diyoruz.
“Ne kadar düşünceli” diyoruz. En “iyi” çocuklar, en çok kendi ihtiyacını erteleyenler oluyor.
Eğer bir çocuk sürekli susuyorsa, bu her zaman anlayış değil; bazen uyum stratejisidir.
Merhamet; kendi sınırını silmek değildir.
Empati; kendi sesini kısmak hiç değildir.
Şimdi durup kendimize soralım:
“Merhamet” sandığımız hangi davranış, aslında bir susma hâli olabilir?
Biz çocuklarımızı sadece uyumlu değil, canlı yetiştirmek istiyoruz.
Merhameti; kendinden vazgeçmek sanmayan,
empatiyi; susmakla karıştırmayan çocuklar…
“İyi” olmayı,
herkesi memnun etmek değil,
kendini de duymak olarak bilen çocuklar…
Bir çocuk başkasını anlamayı öğrenirken,
kendi sesini kaybetmemeli.
Ve biz,
çocuklara sadece nasıl uyulacağını değil,
nasıl hissedileceğini, nasıl sınır konacağını,
nasıl insan kalınacağını anlatmalıyız.
Çünkü gerçek merhamet,
kendini de içine alır.

No responses yet