Bir öğretmenin bir çocuk hakkında ne düşündüğü… o çocuğun hayatını değiştirebilir mi?
1968 yılında bir ilkokulda bir deney yapılıyor.
Araştırmacılar öğretmenlere bazı çocukların iq larının yüksek olduğunu, üstün potansiyel taşıdıklarını söylüyor.
Ama bu çocukları aslında özel olarak seçmiyorlar.
Tamamen rastgele.
Yani aslında diğerlerinden farklı değiller.
Bir yıl sonra şaşırtıcı bir şey oluyor.
O çocukların akademik başarıları gerçekten yükseliyor.
Peki neden?
Çünkü öğretmenler fark etmeden değişiyor.
Onlara daha uzun süre söz veriyorlar.
Cevap vermeleri için daha fazla bekliyorlar.
Daha çok göz teması kuruyorlar.
Daha sıcak davranıyorlar.
Hata yaptıklarında daha hızlı vazgeçmiyorlar.
Kısacası…
onlara daha fazla alan açıyorlar. Ama burada önemli bir nüans var:
Paylaşımı “pozitif düşün başarı gelsin :)” seviyesine düşürmemek lazım. Çünkü Robert Rosenthal ve Leonore Jacobson’ın yaptığı deney sadece “beklentinin başarıyı etkilediğini” söylemiyor.
Daha rahatsız edici bir şey söylüyor:
aynı zamanda etiketleme, beklenti yükleme ve pedagojik güç ilişkileriyle ilgili karanlık bir taraf da taşıyor.
Ya ‘potansiyelli’ olduğuna inanılmayan çocuklar?
Çocuklar sadece söylediklerimizi duymaz.
Onlara nasıl baktığımızı da hisseder.
Bir çocuğa sürekli
‘çok zeki’,
‘tembel’,
‘problemli’,
‘utangaç’,
‘başarısız’ dediğimizde…
aslında sadece yorum yapmıyoruz.
Bir ihtimali tekrar tekrar tarif ediyoruz. Çocuğun potansiyeli var mı? Var, sen görmeye değer buluyor musun?

No responses yet